Bir
önceki yazıda Nihal Atsız’ın Yolların Sonu şiirinin ilk üç dörtlüğünden
hareketle bir içerik çözümlemesinin yapılmasından sonra bu yazıda şiir, bazı
dış yapı özellikleri açısından ele alınacaktır.
Nihal
Atsız’ın metinlerinde en dikkat çeken özelliği kullandığı dildir. Şair, her ne
kadar bir makalesinde ilkelerini sıralarken “Arınmış Türkçeciyiz” demiş olsa da
devrinin yaşayan Türkçesinin örneklerini verdiği görülür. Sözgelimi şiirde “anı”
sözcüğünü değil, “hatıra” sözcüğünü seçmiştir. Buna ölçüyü yakalama amacı neden
olmuştur denebilir. Oysa ki, “hayal”, “arzu” gibi sözcükler de buna örnek
gösterilebilir. Ancak Türkçe kökenli sözcüklerin, şiirin çok büyük bir bölümüne
egemen olması bir rastlantıdan öte bir kastı gösterir. O da Türkçe kökenli
sözcüklere öncelik verme amacıdır. Onun için “Türkçe’yi olabildiğince öz halinde
kullanmaya çalışmışsa da şiir dilinin birtakım gerekliliklerinden dolayı az da
olsa ödün vermiştir” demek yerinde olur. Onun arı Türkçe amacının en işlevsel
yanı herhangi bir zorlamaya başvurmamış olmasıdır. Şiirinde kendisinin türettiği
ya da yeni türetildiği halde toplumca kabul görmeyen sözcükleri kullanma
takıntısı yoktur. Onun için “ölçülü bir özleşmeci” denmesi başat dayanağını
buradan alır.
Şiir,
altı adet dörtlük biçiminde oluşturulmuştur. Bu haliyle gelenekli Türk halk
yazınının en belirgin özelliklerinden birini göstermek kaygısı açıkça görülür.
Ne de olsa Nihal Atsız’ın düşünce evreninin kaynaklarından biri de yüzyıllarca“yüksek”
zümrenin baskısı altındaki yazına sırt çevirip kendi içinde kendi yazınını
sürdüren halktır. O, oldukça değer verdiği bu halk tavrını diriltmek üzere
şiirinde böyle bir yola başvurmuş olabilir. Ne de olsa şair her şeyden önce bir
milliyetçidir ve evrenselci bir zümreye karşı ulusal kalan halktır. Uyandırılması
gerekir.
Şiir
7+7=14’lü hece ölçüsüyle yazılmıştır. Bilindiği üzere heceye dayanan şiir
ölçüsü düzeneği Türkler’in ulusal ürünüdür. İslamlık’la birlikte Türk şiirini
–özellikle Divan şiirini- saran, hatta çoğu yerde halk ozanlarına dabulaşan
aruz modası ulusal bir bakış açısı için çoğu kez karşı durulması gereken bir
değer olarak görülür. Bu aruzun yalnızca köken itibariyle“Türk” olmamasından
kaynaklanan bir karşı duruş değil, bugün için de birçok kaygıyı içeren bir
tepkidir. Bunun için Ömer Seyfettin’in ilgili yakınmalarıyerinde örneklerdir.
O, her şeyden önce dilin Türkçeleştirilmesini amaçlayan bir aydın olarak aruz
kalıbının birçok Türkçe sözcüğü şiirdeki kullanımın dışına ittiğini söyler.
“Anadolu”nun adını, “sevişebilecek miyiz?”sorusunu bile şiirden dışlamasından
yakınır. Ne de olsa aruz ölçüsü hecelerin sayısına değil, açıklığına
kapalılığına dayanan bir dizgedir. Arap, Fars ekinlerinin bir ürünü olarak o ekinlerin
dilleriyle akrabalığı bile bulunmayan bambaşka bir dili olan Türkçe’ye uymayan
ama kendi koşullarının gereklilikleri olan birtakım özelliklere sahip olması
onu Türk şiiri için uygun olmaktan çıkarmaya, ulusal bakışları da onu dışlamaya
itmiştir.
Nihal
Atsız’ın fikir babası olarak gösterilebilecek olan Ziya Gökalp de çok
öncesinden şu dizelerle seslenmişti: “Aruz sizin olsun hece bizimdir. / Halkın
söylediği Türkçe bizimdir. / Leyl sizin, şeb sizin, gece bizimdir. / Değil bir
mana üç ada muhtaç.” Bu dizelerde Gökalp’in de dilin Türkçeleşmesiyle ölçünün
Türkleşmesi arasında kurduğu bağ görülebilir.
Nazım
birimi olarak ulusal halk yazınını diriltmeye yönelik çaba, ölçü söz konusu
olduğunda da Atsız’da görülür. Şiirin nazım biçimiyle, nazım birimiyle,
ölçüsüyle, uyak örgüsüyle bilişsel ve duyuşsal bir bütün oluşu akla
getirildiğinde Atsız’ın yaklaşımının doğallığı ortaya çıkar.
Sayı:5-6 Yıl:2013
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder