10 Aralık 2014

Gökalp ve 21. Yüzyılda "Padişah" Olma Hevesinde Bir Figüran- Emre Koşak

Sultan 2. Abdülhamit'in bir cuma selamlığında her zamanki gibi sağında ve solundaki insan topluluğu "padişahım çok yaşa!" diye bağırmaktadır. O sırada, o kalabalığın arasından sıyrılan genç Ziya Gökalp, bir meczup gibi "MİLLETİM ÇOK YAŞA!" diye bağırır. Ve anında padişahın gizli polisleri genç Gökalp'i tutuklar ve gözaltına alır. Değişik bir bakış açısına göre Gökalp, orada “millete rağmen milliyetçilik” yapmıştır.

Oysa ki o gün, orada toplanan insan topluluğunun bir “millet” özelliği gösterdiği kesinlikle söylenemez. O insan topluluğu “tebaa” olarak, veya “padişahın kulları” olarak tanımlanabilirler.
Belki Gökalp’in yaptığı, “bir meczup gibi” gelecek olan yeni çağı, yeni toplumsal düzeni önceden haber vermektir. Bu bağlamda, yukarıdaki “meczup gibi” söylemini özellikle kullanmış olduk… Oysa ki, derin boyutlarda gezinen her düşünce insanının bir yanı doğal olarak “meczup”tur.
Belki Gökalp’in yaptığı, o an “gerçek” olmayan bir “ülkü”nün peşinden koşmaktır. Olmayanı dilemek, bir şeyin yokken var olması için (o an için birçoklarınca da “beyhude” denilmesine karşın) çabalamaktır.

Belki Gökalp’in yaptığı, kendisi yanarken içerisinde olduğu toplumu aydınlatmaktır, onlara “güneş” olmaktır. Adı da zaten “Ziya” değil midir? Yani “ışık”… “Aydın ışık taşır, sahte aydınsa karanlık” sözü üzre, aydın olma sorumluluğu gereği, tıpkı güneş gibi önce gözleri kamaştırmak, sonra uyandırmak… Uyanmadan hemen önceki durumda güneşle muhatap olan kişinin yüzünü buruşturduğu, “istemem” tepkisi verdiği gibi Gökalp ve O’nun gibiler de uyandırma sürecinde bu izdüşümü toplumsal düzlemde çok yaşamışlardır.
“Belki”lerin hangisini sıralarsak sıralayalım; değişmeyen bir gerçek vardır. O da Ziya Gökalp’in bu tavrı ve duruşuyla bir “devrimci” olduğudur. Sonrasında Büyük Türk Devrimi’ni gerçekleştiren kadronun içerisinde, hatta beyin merkezinde yer alan Gökalp gerçek anlamda devrimcidir…
2. Abdülhamit ve O’nun öncülleri her şeye karşın dirayetliydiler ve kendilerinin üstünde bir dış gücün otoritesini kesinlikle kabul etmezlerdi. Ama Gökalp, Gökalp gibiler ve onların öncülleri de dirençliydiler. Hatta onların bu dirençleri 2. Abdülhamit gibilerinin dirayetlerinden çok daha güçlü bir dirençti…
Yukarıda anlattığımız söz konusu olaydan yaklaşık 100 yıl sonra ise “büyük küresel oyun”da figüran konumunda olan, yüreğindeki ve beynindeki zeminde seccadesini Pentagon’a karşı seren bir tipin kendisine “Padişahım çok yaşa!” dedirtmek için elinden geleni yaptığını görüyoruz.

Ama O’nun gerçek anlamda bir direnci hiç olmamakla birlikte Gökalplerin direnci bu topraklarda, hiç eksilmeden hep yaşamıştır, hep yaşayacaktır…

Sayı:5-6 Ağustos 2013

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder