Sultan 2. Abdülhamit'in bir cuma selamlığında
her zamanki gibi sağında ve solundaki insan topluluğu "padişahım çok
yaşa!" diye bağırmaktadır. O sırada, o kalabalığın arasından sıyrılan genç
Ziya Gökalp, bir meczup gibi "MİLLETİM ÇOK YAŞA!" diye bağırır. Ve
anında padişahın gizli polisleri genç Gökalp'i tutuklar ve gözaltına alır.
Değişik bir bakış açısına göre Gökalp, orada “millete rağmen milliyetçilik” yapmıştır.
Oysa ki o gün, orada toplanan insan
topluluğunun bir “millet” özelliği gösterdiği kesinlikle söylenemez. O insan
topluluğu “tebaa” olarak, veya “padişahın kulları” olarak tanımlanabilirler.
Belki Gökalp’in yaptığı, “bir meczup gibi”
gelecek olan yeni çağı, yeni toplumsal düzeni önceden haber vermektir. Bu
bağlamda, yukarıdaki “meczup gibi” söylemini özellikle kullanmış olduk… Oysa
ki, derin boyutlarda gezinen her düşünce insanının bir yanı doğal olarak
“meczup”tur.
Belki Gökalp’in yaptığı, o an “gerçek” olmayan
bir “ülkü”nün peşinden koşmaktır. Olmayanı dilemek, bir şeyin yokken var olması
için (o an için birçoklarınca da “beyhude” denilmesine karşın) çabalamaktır.
Belki Gökalp’in yaptığı, kendisi yanarken
içerisinde olduğu toplumu aydınlatmaktır, onlara “güneş” olmaktır. Adı da zaten
“Ziya” değil midir? Yani “ışık”… “Aydın ışık taşır, sahte aydınsa karanlık”
sözü üzre, aydın olma sorumluluğu gereği, tıpkı güneş gibi önce gözleri
kamaştırmak, sonra uyandırmak… Uyanmadan hemen önceki durumda güneşle muhatap
olan kişinin yüzünü buruşturduğu, “istemem” tepkisi verdiği gibi Gökalp ve
O’nun gibiler de uyandırma sürecinde bu izdüşümü toplumsal düzlemde çok
yaşamışlardır.
“Belki”lerin hangisini sıralarsak sıralayalım;
değişmeyen bir gerçek vardır. O da Ziya Gökalp’in bu tavrı ve duruşuyla bir
“devrimci” olduğudur. Sonrasında Büyük Türk Devrimi’ni gerçekleştiren kadronun
içerisinde, hatta beyin merkezinde yer alan Gökalp gerçek anlamda devrimcidir…
2. Abdülhamit ve O’nun öncülleri her şeye
karşın dirayetliydiler ve kendilerinin üstünde bir dış gücün otoritesini
kesinlikle kabul etmezlerdi. Ama Gökalp, Gökalp gibiler ve onların öncülleri de
dirençliydiler. Hatta onların bu dirençleri 2. Abdülhamit gibilerinin
dirayetlerinden çok daha güçlü bir dirençti…
…
Yukarıda anlattığımız söz konusu olaydan
yaklaşık 100 yıl sonra ise “büyük küresel oyun”da figüran konumunda olan,
yüreğindeki ve beynindeki zeminde seccadesini Pentagon’a karşı seren bir tipin
kendisine “Padişahım çok yaşa!” dedirtmek için elinden geleni yaptığını
görüyoruz.
Ama O’nun gerçek anlamda bir direnci hiç
olmamakla birlikte Gökalplerin direnci bu topraklarda, hiç eksilmeden hep
yaşamıştır, hep yaşayacaktır…
Sayı:5-6 Ağustos 2013
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder