İnsan, yeryüzünde var olduğu andan bu yana sürekli olarak
çevresinde görmüş olduğu varlıkları akıl yürüterek anlamlandırmaya çalışmıştır.
Bu nedenle de bazı canlı-cansız varlıkları kendileri için kutsal kabul etmiş ve
o varlıklara saygı duymuştur. Türkler de bu çerçevede bir çok varlığa özel
anlamlar yüklemişlerdir. Özellikle bir ağaç vardır
ki; başından beri Türkler için bir inanç unsuru, bir kült olmuştur. İşte
bu kutsal ağaç kayın ağacıdır.
Kayın ağacı; Türkler arasında “yaşam
ağacı” olarak anılmakla birlikte aynı zamanda “Tanrı’nın ağacı” sayılmıştır.
Türkler kendilerini koruyacak olan iyi ruhların kayın ağacı yoluyla Tanrı
tarafından gönderilmiş olduğunu ve Tanrı’nın kendi haberlerini bu ağaç yoluyla
ulaştırdığını düşünmüşlerdir.
Abakan Tatarları, göklere
uzanan demir bir dağın üzerinde 7 dallı bir kayın ağacının, Kaç Tatarları da
yine 7 dallı ve altın yapraklı bir kayın ağacının
varlığına inanmaktaydılar. Eski Türklere göre, ağacın yalnız gövdesi ve yapraklar değil
kökleri de önemli olmuştur. Çünkü 'Dede Korkut' kitabında da dendiği gibi, onun
kökleri dipsiz, yani yer altı boyutunun en derin noktalarına kadar gitmekte ve
oralardan da haber getirmekteydi.
Kutsal kayın ağacı,
çeşitli Türk boylarının yaratılış efsanelerinde de yerini almıştır. Altaylı
kamlar “Umay Ana” ile birlikte kayın ağacının gökten yere indiğine, insanın bu
ağaçlardan türediğine inanmışlardır. Yakut Türkleri’nde bu
“evren ağacı” 9 köklü olarak düşünülmekle
birlikte, söz konusu Türk boyunun bu ağacın içinde oturan Kübey Hatun'dan
türediğine, bütün canlıların da bu ağaçtan beslendiğine inanılmıştır. Yakut
Türkleri’ne ait olan “Sogotoh Destanı”nda da bu inanış şöyle belirtilmiştir:
Evrenimiz Yakutlarca,
sekiz köşeli imiş,
Yerin ortası ise, sarı
göbekli imiş,
Evrenin göbeğinde bir
de ağaç var imiş,
Bu ağaç büyük imiş.
Bu ağacın her yanı,
Tanrı’dan hep süslüymüş.
Kabukları, kütüğü,
tıpkı som gümüşlüymüş.
Ağacın gövdesinden,
bir yaşam suyu akarmış,
Bu kutsal suyun rengi,
altın gibi parlamış.
Ağacın budakları, ta
göklere uzanmış,
Gören sanırmış sanki,
dokuz kollu şamdanmış!
Yaprakları büyükmüş,
dallarından sarkarmış,
Yaprakların her biri,
at derisi kadarmış,
Ağacın tepesinden bir
yaşam suyu akarmış,
Köpük köpük kaynayıp,
sarı renkte akarmış!
Bu ağacın yanına, hiç
kimse gidemezmiş,
Bundan içenler ise,
açlık duyumsamazmış!
Bu sudan içebilen,
artık mutlu olurmuş,
Her şeye erişirmiş,
Tanrı’dan kut bulurmuş!
İlk insan atası,
burada yaratılınca,
Yaşamı elde edip,
tadını da alınca,
Hemen ağacı görmüş,
koşup altına gitmiş,
Kanıp bu sudan içmiş,
yaşamı elde etmiş.
Bu ağacın doruğu, ta
göklere erermiş,
Göklerin üç katına,
ulaşıp da delermiş…..
Yakutlar’da
görülen bu inanç, Uygur Türkleri'nde de görülmektedir. Uygur Türkleri’nin
Türeyiş efsanesine göre, (tıpkı Oğuz Destanı’nda da olduğu gibi) “Tulga” ve
“Selenga” ırmaklarının oluşturduğu adacıkta bulunan bir ağaçtan türediklerine
inanırlar. Efsanede olay şöyle anlatılmıştır:
Tulga
ile Şelenga, birleşir dökülürmüş,
Suların kavşağında, bir ada görülürmüş.
Adanın ortasında, bir tepe göğe ermiş,
Tepenin tam üstünde, bir de kayın göğermiş.
Gün olmuş zaman olmuş, bir ışık peyda olmuş,
Işık gökten inince, kayın da ışıkla dolmuş,
Ne zaman ki, gün batar, ışık gökten inermiş,
Kayından sesler çıkar, herkes müzik dinlermiş.
Bunu duyan Uygurlar, hep birden şaşırmışlar,
Bu durumu görenler, usunu kaçırmışlar.
On ay on gece kayın, ışık ile sarılmış,
Bir gün tam şafakleyin, kayın birden yarılmış.
Beş güzel çocuk çıkmış, kayının ortasından,
Gözleri kamaştırmış, bakmışlar arkasından.
Gün olmuş zaman olmuş, hepsi kocaman olmuş,
Küçükleri 'Böğü-Han', Uygurlar’a Han olmuş.
Suların kavşağında, bir ada görülürmüş.
Adanın ortasında, bir tepe göğe ermiş,
Tepenin tam üstünde, bir de kayın göğermiş.
Gün olmuş zaman olmuş, bir ışık peyda olmuş,
Işık gökten inince, kayın da ışıkla dolmuş,
Ne zaman ki, gün batar, ışık gökten inermiş,
Kayından sesler çıkar, herkes müzik dinlermiş.
Bunu duyan Uygurlar, hep birden şaşırmışlar,
Bu durumu görenler, usunu kaçırmışlar.
On ay on gece kayın, ışık ile sarılmış,
Bir gün tam şafakleyin, kayın birden yarılmış.
Beş güzel çocuk çıkmış, kayının ortasından,
Gözleri kamaştırmış, bakmışlar arkasından.
Gün olmuş zaman olmuş, hepsi kocaman olmuş,
Küçükleri 'Böğü-Han', Uygurlar’a Han olmuş.
Göktanrıcı geleneğe göre
ise evren, “Göğün göbeği” ile kayın ağacı
aracılığıyla iletişim halinde olup, bu ağaç ile beslenmiştir. Anne
rahmindeki bir bebek için göbek kordonu nasıl yaşamsal bir öneme sahip
bulunuyorsa yeryüzü için de bu iletişim kanalı aynı derecede öneme sahip
bulunmaktadır. “Göğün göbeği” olarak bilinen şey yıldızdır ki kayın ağacı
dünyayı bu yıldıza bağlayan dalları aracılığıyla kamlara da yüksek boyutlara
yolculuk yapabilme olanağı sağlamıştır. Kamın bu ağaca tırmanması sırasında
ağacın üzerine 7 veya 9 kertik açılmakta ve kam bunlara basarak tırmanırken,
hareketiyle tutarlı olmak üzere göğe çıktığını duyurmakta ve törene katılanlara
kat ettiği gök katlarının her birinde gördüklerinin hepsini anlatmaktadır. 6.
gök katında aya, 7. katta güneşe saygı sunmaktadır. Son olarak da 9. katta
Tanrı’nın karşısında yerlere kadar kapanarak ona kurban edilen atın ruhunu
sunmaktadır. Burada ağacın 7 veya 9 kertiği kutsal ağacın 7 veya 9 dalı, göğün
7 veya 9 katını sergilemektedir. Kamlarla ilgili daha
bir çok ritüelde de kayın ağacının olduğunu görmekteyiz. Bir Sagay kamı ise
davulunun üzerindeki iki kayın ağacını şu biçimde açıklar:
“Biz Ülgen atamızdan
ilk türediğimiz zaman, Umay anamızla birlikte bu iki kayın ağacı yere indi.”
Halk ise kam ile kayın
ağacı arasında bir bağlantı olduğunu düşünmüş ve bu kutsal görevin Tanrı
tarafından kama kayın ağacı yoluyla verildiğine inanmışlardır. Bununla birlikte
kamların davullarının kasnağı ve tokmağı da yine kayın ağacından yapılmış ve
davul üzerine de kayın ağacı tamgası çizilmiştir.
Son olarak da kayın
ağacına verilen önemi günümüzde de ulusumuzun akrabalık bağlarını
gösteren isimlerde “kayın” sözcüğünün
kullanılmasında da görmekteyiz. (kayın baba, kayın ana vs.)
KAYNAKÇA
Türk
Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi Sayı 1 Numara: 15, Ağustos 1 August
2008, s. I 55-161
Sadettin GÖMEÇ / Eski Türk İnancı Üzerine Bir Özet
Sadettin GÖMEÇ / Umay Meselesi
Süheyla SARITAŞ /
Türeyiş Mitleri
Sayı:8 Kasım 2013
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder