10 Aralık 2014

Ulu Kayın Ağacının Türk Söylencesindeki Yeri ve Önemi - Büşra Aluç

İnsan, yeryüzünde var olduğu andan bu yana sürekli olarak çevresinde görmüş olduğu varlıkları akıl yürüterek anlamlandırmaya çalışmıştır. Bu nedenle de bazı canlı-cansız varlıkları kendileri için kutsal kabul etmiş ve o varlıklara saygı duymuştur. Türkler de bu çerçevede bir çok varlığa özel anlamlar yüklemişlerdir. Özellikle bir ağaç vardır ki; başından beri Türkler için bir inanç unsuru, bir kült olmuştur. İşte bu kutsal ağaç kayın ağacıdır.
Kayın ağacı; Türkler arasında “yaşam ağacı” olarak anılmakla birlikte aynı zamanda “Tanrı’nın ağacı” sayılmıştır. Türkler kendilerini koruyacak olan iyi ruhların kayın ağacı yoluyla Tanrı tarafından gönderilmiş olduğunu ve Tanrı’nın kendi haberlerini bu ağaç yoluyla ulaştırdığını düşünmüşlerdir.
Abakan Tatarları, göklere uzanan demir bir dağın üzerinde 7 dallı bir kayın ağacının, Kaç Tatarları da yine 7 dallı ve altın yapraklı bir kayın ağacının varlığına inanmaktaydılar. Eski Türklere göre, ağacın yalnız gövdesi ve yapraklar değil kökleri de önemli olmuştur. Çünkü 'Dede Korkut' kitabında da dendiği gibi, onun kökleri dipsiz, yani yer altı boyutunun en derin noktalarına kadar gitmekte ve oralardan da haber getirmekteydi.

Kutsal kayın ağacı, çeşitli Türk boylarının yaratılış efsanelerinde de yerini almıştır. Altaylı kamlar “Umay Ana” ile birlikte kayın ağacının gökten yere indiğine, insanın bu ağaçlardan türediğine inanmışlardır. Yakut Türkleri’nde bu “evren ağacı”  9 köklü olarak düşünülmekle birlikte, söz konusu Türk boyunun bu ağacın içinde oturan Kübey Hatun'dan türediğine, bütün canlıların da bu ağaçtan beslendiğine inanılmıştır. Yakut Türkleri’ne ait olan “Sogotoh Destanı”nda da bu inanış şöyle belirtilmiştir:

Evrenimiz Yakutlarca, sekiz köşeli imiş,
Yerin ortası ise, sarı göbekli imiş,
Evrenin göbeğinde bir de ağaç var imiş,
Bu ağaç büyük imiş.
Bu ağacın her yanı, Tanrı’dan hep süslüymüş.
Kabukları, kütüğü, tıpkı som gümüşlüymüş.
Ağacın gövdesinden, bir yaşam suyu akarmış,
Bu kutsal suyun rengi, altın gibi parlamış.
Ağacın budakları, ta göklere uzanmış,
Gören sanırmış sanki, dokuz kollu şamdanmış!
Yaprakları büyükmüş, dallarından sarkarmış,
Yaprakların her biri, at derisi kadarmış,
Ağacın tepesinden bir yaşam suyu akarmış,
Köpük köpük kaynayıp, sarı renkte akarmış!
Bu ağacın yanına, hiç kimse gidemezmiş,
Bundan içenler ise, açlık duyumsamazmış!
Bu sudan içebilen, artık mutlu olurmuş,
Her şeye erişirmiş, Tanrı’dan kut bulurmuş!
İlk insan atası, burada yaratılınca,
Yaşamı elde edip, tadını da alınca,
Hemen ağacı görmüş, koşup altına gitmiş,
Kanıp bu sudan içmiş, yaşamı elde etmiş.
Bu ağacın doruğu, ta göklere erermiş,
Göklerin üç katına, ulaşıp da delermiş…..
Yakutlar’da görülen bu inanç, Uygur Türkleri'nde de görülmektedir. Uygur Türkleri’nin Türeyiş efsanesine göre, (tıpkı Oğuz Destanı’nda da olduğu gibi) “Tulga” ve “Selenga” ırmaklarının oluşturduğu adacıkta bulunan bir ağaçtan türediklerine inanırlar. Efsanede olay şöyle anlatılmıştır:
Tulga ile Şelenga, birleşir dökülürmüş,
Suların kavşağında, bir ada görülürmüş.
Adanın ortasında, bir tepe göğe ermiş,
Tepenin tam üstünde, bir de kayın göğermiş.
Gün olmuş zaman olmuş, bir ışık peyda olmuş,
Işık gökten inince, kayın da ışıkla dolmuş,
Ne zaman ki, gün batar, ışık gökten inermiş,
Kayından sesler çıkar, herkes müzik dinlermiş.
Bunu duyan Uygurlar, hep birden şaşırmışlar,
Bu durumu görenler, usunu kaçırmışlar.
On ay on gece kayın, ışık ile sarılmış,
Bir gün tam şafakleyin, kayın birden yarılmış.
Beş güzel çocuk çıkmış, kayının ortasından,
Gözleri kamaştırmış, bakmışlar arkasından.
Gün olmuş zaman olmuş, hepsi kocaman olmuş,
Küçükleri 'Böğü-Han', Uygurlar’a Han olmuş. 
   
Göktanrıcı geleneğe göre ise evren, “Göğün göbeği” ile kayın ağacı  aracılığıyla iletişim halinde olup, bu ağaç ile beslenmiştir. Anne rahmindeki bir bebek için göbek kordonu nasıl yaşamsal bir öneme sahip bulunuyorsa yeryüzü için de bu iletişim kanalı aynı derecede öneme sahip bulunmaktadır. “Göğün göbeği” olarak bilinen şey yıldızdır ki kayın ağacı dünyayı bu yıldıza bağlayan dalları aracılığıyla kamlara da yüksek boyutlara yolculuk yapabilme olanağı sağlamıştır. Kamın bu ağaca tırmanması sırasında ağacın üzerine 7 veya 9 kertik açılmakta ve kam bunlara basarak tırmanırken, hareketiyle tutarlı olmak üzere göğe çıktığını duyurmakta ve törene katılanlara kat ettiği gök katlarının her birinde gördüklerinin hepsini anlatmaktadır. 6. gök katında aya, 7. katta güneşe saygı sunmaktadır. Son olarak da 9. katta Tanrı’nın karşısında yerlere kadar kapanarak ona kurban edilen atın ruhunu sunmaktadır. Burada ağacın 7 veya 9 kertiği kutsal ağacın 7 veya 9 dalı, göğün 7 veya 9 katını sergilemektedir. Kamlarla ilgili daha bir çok ritüelde de kayın ağacının olduğunu görmekteyiz. Bir Sagay kamı ise davulunun üzerindeki iki kayın ağacını şu biçimde açıklar:
“Biz Ülgen atamızdan ilk türediğimiz zaman, Umay anamızla birlikte bu iki kayın ağacı yere indi.”
Halk ise kam ile kayın ağacı arasında bir bağlantı olduğunu düşünmüş ve bu kutsal görevin Tanrı tarafından kama kayın ağacı yoluyla verildiğine inanmışlardır. Bununla birlikte kamların davullarının kasnağı ve tokmağı da yine kayın ağacından yapılmış ve davul üzerine de kayın ağacı tamgası çizilmiştir.
Son olarak da kayın ağacına verilen önemi günümüzde de ulusumuzun akrabalık bağlarını gösteren isimlerde  “kayın” sözcüğünün kullanılmasında da görmekteyiz. (kayın baba, kayın ana  vs.)

KAYNAKÇA
Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi Sayı 1 Numara: 15, Ağustos 1 August 2008, s. I 55-161
Sadettin GÖMEÇ / Eski Türk İnancı Üzerine Bir Özet
Sadettin GÖMEÇ / Umay Meselesi

Süheyla SARITAŞ / Türeyiş Mitleri

Sayı:8 Kasım 2013

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder