8 Aralık 2014

“Yolların Sonu” Üzerine Çözümleme Denemeleri : Giriş - Yunus Emre Uyar

Çağdaş Türk şiiri, çağdaş Türk toplumu üzerine düşünürken yararlanılabilecek bir kılavuz niteliğindedir. Şiirin doğası gereği şairinin, şairinin de bağlı olduğu toplumun bir dışlaşma aracı olduğu akla getirildiğinde çağdaş şiir üzerine okumaların bu işlevi daha iyi anlaşılacaktır. “Yolların Sonu” adlı şiir kitabı da gerek içeriğiyle gerekse biçim özellikleriyle bir döneme ışık tutanlar arasında yer alır. Üreticisinin ve üretildiği toplumsal yapının derin izlerini taşıyan bu yapıt, daha birçokları gibi yeteri kadar tartışılmamak gibi bir açmaza sahiptir. O halde çağdaş Türk toplumunun türlü sorunları üzerinde çalışırken doğal bir malzeme olarak bu yapıtın ciddiyetle ele alınması gerekir. Bunun için öncelikle yapıtın yazarı olan Hüseyin Nihal ATSIZ’ın yapıttan çıkarılabilecek genel şiir algısına kabaca değinmek ve ardından kitaptaki belli başlı yaratımlar üzerinde çözümleme denemelerine girişerek bir yandan ilk yazıdaki denenceleri sınamak diğer yandan da toplum bilimlerine yönelik çalışanlara birtakım veriler üretmek gerekir. 
Nihal ATSIZ’ın şiir anlayışından söz ederken onun kesinlikle göz önünde tutulması gereken tarihçi, romancı ve düşünür yönleri vardır. Hangi konu hakkında ya da hangi türde olursa olsun “söz”ünü daima “ülkü”süne adayan biri olarak tanınan Atsız’ın tüm bu yönlerini şiirinde kaynaşmış, kendilerinden yola çıkılmış olarak görmek olasıdır. Zaten şiir algısından söz ederken satırlarında zaman zaman bir tarihçi, zaman zaman bir romancı, çoğu zaman da bir düşünür görülecektir.
İlkin Atsız’ın şiir yazmaktaki amacını saptamak gerekir. Şairin birçok yazısında doğrudan dillendirdiği gibi “Türkçülük” düşüncesinin ateşli bir savunucusu olduğu bilgisinden hareketle “tıpkı yaşamında olduğu gibi şiir yazmaktaki amacı da ülküsüne hizmet etmektir” denebilir. Atsız, nasıl ki tarihçiliğini Türk ulusuna hizmet etmek için bir araç bilmenin şevkiyle tarih alanında bilimsel çalışmalara imza atmışsa, şiirlerini de Türk ulusuna doğru bildiğini göstermek amacı ve heyecanıyla yazmıştır. Ahmet KABAKLI onun için şöyle söylemiştir: “Şiirde daha çok hece veznini kullanan Nihal Atsız, genellikle ülküsünü anlatan, açıklayan, düşüncesi doğrultusunda gençlere öğütler veren çoğu destanımsı parçalar yazmıştır. Şiirlerinin bir kısmını davasında mücadele aracı olarak kullanmıştır. Sayıca çok olmayan şiirlerinde duyguya, şiire pek az yer vermiş, milletinde ve kendisinde olan gücün anlatımını vermeğe, özellikle gençleri coşturup, vatan için, ülkü için Türklük için ölümü göze almaya hazırlamaya çalışmıştır.”
Şiir yazmaktaki amacından da tahmin edilebileceği üzere Nihal ATSIZ’ın şiirleri büyük çoğunlukla toplumsal içeriklidir. İlle de bir bölümlendirmeye başvurmak gerekirse o, “toplum için sanat” diyenler tarafına yazılabilir. Ele aldığı başlıca temalar; yurt, ulus, ulusal bilinç, kahramanlık, milliyet, milliyetçilik diye sıralanabilir. Tümüyle topluma seslendiği yazılarında dillendirdiklerini şiirlerinde birkaç dizeyle simgeleştirdiğine rastlanması önemli bir veridir. Sözgelimi bir yazısında, sayfalarca, doğanın soyların savaşım alanı olduğunu, bu savaşımdan doğan enerjinin uygarlığın gelişmesi için önemli bir yürütücü güç olduğunu anlatırken, “Davetiye” şiirinde bu düşünceyi iki dizeyle anlatabilmiştir: “Tabiatın yürüyüşü belki yavaştır/ Hız verecek biricik şey ona savaştır.” Bu ve bunun gibi örnekler, aslında “şiir söz konusu olduğunda Atsız’ın yalnızca tür değişikliğine başvurduğunu ana iletilerinin pek de değişmediğini bize söylemektedir.
Atsız’ın şiirlerinde sıkça başvurduklarından biri de geçmişin görkemine sığınmaktır. Var olan gerçekliten bunalan aydın, ya düşlenen bir gelecek kurgulayacaktır ya da var olan gerçekliğin çok ötesindeki ülküye yaklaşmış geçmişi bir altın çağ olarak görüp, ona sığınacaktır. Tarihçi oluşunun da etkisiyle olacak, Atsız’ın ikinci yola daha fazla başvurduğunu söylemek olasıdır. Örneğin yine “Davetiye” şiirinin temelini oluşturan Türk-İtalyan karşılaştırmasında sıkça bu iki ulusun tarihine göndermelerde bulunur:
“Gerçi bugün eskisinden daha çok diksin;
Fakat yine biz Osmanlı, sen Venediksin!
Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir,
Hayal bütün insanlarda olan bir haldir.
Bu hayaller zamanları hızla asmalı,
Gök Türklerle Romalılar karşılaşmalı!”
dizelerinde var olan koşulların, Türk devletini, İtalyan devleti karşısında güçsüz göstermesi şairin kendisini Osmanlı ve Göktürk varlığı üzerinden konumlandırmaya itmiştir.  
Atsız’ın şiirlerinin anlam dokusunu ören önemli etmenlerden biri de kendi kişiliğinden hareketle kendisi gibi olanlara seslenme durumudur. Atsız’ın en öne çıkan kişilik özelliklerinden biri “dik duruşu”dur. Necdet SEVİNÇ’in “Cenab-ı Hakk’tan başka kimsenin önünde eğilmemek, Allah’tan başka kimseden korkmamak, dünya ile ilgili arzu ve ihtiyaçlara tenezzül etmemek” diye nitelediği bu duruş çok yerde onu türlü sıkıntılara sokmuştur. Bu sıkıntılardan biri de yaşadığı dönemde yalnız bırakılmasıdır. Hiçbir çıkar, parti, politikacı için hiçbir doğruyu törpülemeyen bu yaşam algısının yol açtığı yalnızlık duygusu, şairin birçok dizesinde sezilebilir. Hatta zaman zaman bu duygu, bazı dizelerde birinci perdeden yazılmıştır: “Dün benimle birlikte gülen tanıdıkların / Yalnız bir hatırası kaldı artık yanımda.” “Belki bir kişi bile gelmeyecek bize.” Kuşkusuz bu dizelerde yufka yüreklilerle aşılmayacağını söylediği çetin yolda, şair birtakım hırslarının kucağına düşerek kendisini dosdoğru yürüdüğü yolda yalnız bırakanlar için hatrı sayılır bir kaygı taşımaktadır.
Birer örnekten hareketle görülen o ki, Atsız’ın şiir evreninin içeriğini belirleyen başat etmenler onun Türkçü düşünce evreni, tarihçi duyarlılığı, kişilik özellikleri diye sıralanabilir.
Nihal Atsız’ın şiir evrenine biçimsel yönden bakılacak olduğunda ilkin kullandığı dili vurgulamak gerekir. Onun şiirleri, düz yazılarından farklı olmayacak biçimde Türkçe’nin dönemine göre en yalın, katıksız ve sallantısız örneklerini teşkil eder. Gerçi yazar bir yazısında “Arınmış Türkçeciyiz” der, ancak kaleme aldığı yazılarında döneminin “arı”cılarının türettiği sözcükler dikkat çekecek kadar değildir.
Şairin dilde olduğu gibi biçemde de “yalın olduğu” hatta biraz daha ileri giderek “yer yer tatsızlığa kaçtığı” söylenebilir. Onun için “çok fazla söz sanatına başvuramamış” denebileceği gibi meramını doğrudan iletme kaygısının bir gereği olarak “söz sanatlarından kaçınmış” da denebilir.
Nihal ATSIZ, düşünsel olarak büyük ölçüde Ziya Gökalp çizgisinde olduğundan olacak, Gökalp’in “Aruz sizin olsun/hece bizimdir” dizesine uyarak şiirlerinin çok büyük bir çoğunluğunda Türklerin ulusal ölçüsü olan heceyi, onun çeşitli kalıplarını kullanmıştır. Şair heceyle birlikte sık sık halk yazınına öykünecek derecede dörtlükler kullanmakla kalmamış, yer yer beşliklere, altılıklara da başvurmuştur. Uyak örgüsü sorununda da şairi epey serbest görmek mümkündür. Necmettin Sefercioğlu biçim ve içerik meselesinde onun için şöyle der: “Onun halk şiirimizden esinlenerek ‘koşma’ ve ‘varsağı’ türünde yazdığı lirik aşk şiirleri az değildir. Bunlarda rastlanan bazı ‘çapkınca’ sayılabilecek deyişler okuyanları hem şaşırtır, hem de gülümsetir. Fakat onlarda asla bayağılık yoktur; duygular mısralara büyük bir coşku ve samimiyetle yansır. O, hayatının son dönemlerinde ‘ölüm’ temasına ağırlık veren, tasavvufi sayılabilecek şiirler de yazmıştır.”
“Netice itibarıyla Nihal ATSIZ sanatını ideolojisinin emrine vermiş, bu haliyle estetiği çoğunlukla ideolojiye kurban etmiş ve bu haliyle şiirde pek de yükselememiş bir anlayışı temsil eder. Dünya görüşünün halkçı cephesi ve özünün sade şahsiyeti gereği dil ve üslupta sadelikten, didaktik ve lirik dokudan, biçimde halk şiirini andıran yapılardan yararlanmış ortalama bir şairdir” biçiminde bir kanıya kapılmak olasılığı yüksektir. Ancak Nihal ATSIZ, şiirleri yeterli çözümlemeye tabi tutulmamış biri olduğundan onun için böyle bir çıkarım tümcesini kabul etmek acelecilik olur. O halde Çağdaş Türk şiirinde Atsız üzerinde düşünenlerin “Yolların Sonu” adlı şiir kitabının baştan aşağıya ciddi çözümleme yapmalarının zorunluluğu vardır. Ancak böyle olunca yukarıda bir örneği verilen denenceler değerlendirilebilir.
Bu yazı dizisinin amacı, Yolların Sonu’nu değerlendirme gereksinimine vurgu yaparak, istendik yoğunlukta ilerlemeyen değerlendirme sürercine katkıda bulunmaktır. Bu sürecin vazgeçilmezi “aykırılık” olsa gerekir. Bu durumda, bundan böyle Atsız’ın şiirlerini türlü yönlerden tartışarak hakkındaki var olan denenceleri işlemek gerekir.

Kaynakça

  • Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı, 3.Cilt, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İst. 1990, s. 624.
  • Necmettin Sefercioğlu, Orkun, Mayıs 2000, Sayı: 27.
  • Necdet Sevinç, Türkçülerin Kaleminden Atsız, Haz: Refet Körüklü, Cengiz Yavan, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul, 2000.
  • Nihal ATSIZ, Yolların Sonu, İrfan Yay., İstanbul, 1997.
  • Nihal ATSIZ, Makaleler 3, İrfan Yay., İstanbul, 1997.

Sayı:2 Mayıs 2013

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder