Çağdaş Türk
şiiri, çağdaş Türk toplumu üzerine düşünürken yararlanılabilecek bir kılavuz
niteliğindedir. Şiirin doğası gereği şairinin, şairinin de bağlı olduğu
toplumun bir dışlaşma aracı olduğu akla getirildiğinde çağdaş şiir üzerine
okumaların bu işlevi daha iyi anlaşılacaktır. “Yolların Sonu” adlı şiir kitabı
da gerek içeriğiyle gerekse biçim özellikleriyle bir döneme ışık tutanlar arasında
yer alır. Üreticisinin ve üretildiği toplumsal yapının derin izlerini taşıyan
bu yapıt, daha birçokları gibi yeteri kadar tartışılmamak gibi bir açmaza
sahiptir. O halde çağdaş Türk toplumunun türlü sorunları üzerinde çalışırken
doğal bir malzeme olarak bu yapıtın ciddiyetle ele alınması gerekir. Bunun için
öncelikle yapıtın yazarı olan Hüseyin Nihal ATSIZ’ın yapıttan çıkarılabilecek
genel şiir algısına kabaca değinmek ve ardından kitaptaki belli başlı yaratımlar
üzerinde çözümleme denemelerine girişerek bir yandan ilk yazıdaki denenceleri
sınamak diğer yandan da toplum bilimlerine yönelik çalışanlara birtakım veriler
üretmek gerekir.
Nihal ATSIZ’ın
şiir anlayışından söz ederken onun kesinlikle göz önünde tutulması gereken
tarihçi, romancı ve düşünür yönleri vardır. Hangi konu hakkında ya da hangi
türde olursa olsun “söz”ünü daima “ülkü”süne adayan biri olarak tanınan
Atsız’ın tüm bu yönlerini şiirinde kaynaşmış, kendilerinden yola çıkılmış
olarak görmek olasıdır. Zaten şiir algısından söz ederken satırlarında zaman
zaman bir tarihçi, zaman zaman bir romancı, çoğu zaman da bir düşünür
görülecektir.
İlkin Atsız’ın
şiir yazmaktaki amacını saptamak gerekir. Şairin birçok yazısında doğrudan
dillendirdiği gibi “Türkçülük” düşüncesinin ateşli bir savunucusu olduğu
bilgisinden hareketle “tıpkı yaşamında olduğu gibi şiir yazmaktaki amacı da ülküsüne
hizmet etmektir” denebilir. Atsız, nasıl ki tarihçiliğini Türk ulusuna hizmet
etmek için bir araç bilmenin şevkiyle tarih alanında bilimsel çalışmalara imza
atmışsa, şiirlerini de Türk ulusuna doğru bildiğini göstermek amacı ve
heyecanıyla yazmıştır. Ahmet KABAKLI onun için şöyle söylemiştir: “Şiirde daha çok hece veznini kullanan Nihal
Atsız, genellikle ülküsünü anlatan, açıklayan, düşüncesi doğrultusunda gençlere
öğütler veren çoğu destanımsı parçalar yazmıştır. Şiirlerinin bir kısmını
davasında mücadele aracı olarak kullanmıştır. Sayıca çok olmayan şiirlerinde
duyguya, şiire pek az yer vermiş, milletinde ve kendisinde olan gücün
anlatımını vermeğe, özellikle gençleri coşturup, vatan için, ülkü için Türklük
için ölümü göze almaya hazırlamaya çalışmıştır.”
Şiir
yazmaktaki amacından da tahmin edilebileceği üzere Nihal ATSIZ’ın şiirleri
büyük çoğunlukla toplumsal içeriklidir. İlle de bir bölümlendirmeye başvurmak
gerekirse o, “toplum için sanat” diyenler tarafına yazılabilir. Ele aldığı
başlıca temalar; yurt, ulus, ulusal bilinç, kahramanlık, milliyet,
milliyetçilik diye sıralanabilir. Tümüyle topluma seslendiği yazılarında
dillendirdiklerini şiirlerinde birkaç dizeyle simgeleştirdiğine rastlanması
önemli bir veridir. Sözgelimi bir yazısında, sayfalarca, doğanın soyların savaşım
alanı olduğunu, bu savaşımdan doğan enerjinin uygarlığın gelişmesi için önemli
bir yürütücü güç olduğunu anlatırken, “Davetiye” şiirinde bu düşünceyi iki
dizeyle anlatabilmiştir: “Tabiatın
yürüyüşü belki yavaştır/ Hız verecek biricik şey ona savaştır.” Bu ve bunun
gibi örnekler, aslında “şiir söz konusu olduğunda Atsız’ın yalnızca tür
değişikliğine başvurduğunu ana iletilerinin pek de değişmediğini bize
söylemektedir.
Atsız’ın
şiirlerinde sıkça başvurduklarından biri de geçmişin görkemine sığınmaktır. Var
olan gerçekliten bunalan aydın, ya düşlenen bir gelecek kurgulayacaktır ya da var
olan gerçekliğin çok ötesindeki ülküye yaklaşmış geçmişi bir altın çağ olarak
görüp, ona sığınacaktır. Tarihçi oluşunun da etkisiyle olacak, Atsız’ın ikinci
yola daha fazla başvurduğunu söylemek olasıdır. Örneğin yine “Davetiye”
şiirinin temelini oluşturan Türk-İtalyan karşılaştırmasında sıkça bu iki ulusun
tarihine göndermelerde bulunur:
“Gerçi bugün eskisinden daha çok
diksin;
Fakat yine biz Osmanlı, sen Venediksin!
Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir,
Hayal bütün insanlarda olan bir haldir.
Bu hayaller zamanları hızla asmalı,
Gök Türklerle Romalılar karşılaşmalı!”
Fakat yine biz Osmanlı, sen Venediksin!
Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir,
Hayal bütün insanlarda olan bir haldir.
Bu hayaller zamanları hızla asmalı,
Gök Türklerle Romalılar karşılaşmalı!”
dizelerinde var olan koşulların, Türk devletini, İtalyan
devleti karşısında güçsüz göstermesi şairin kendisini Osmanlı ve Göktürk
varlığı üzerinden konumlandırmaya itmiştir.
Atsız’ın
şiirlerinin anlam dokusunu ören önemli etmenlerden biri de kendi kişiliğinden
hareketle kendisi gibi olanlara seslenme durumudur. Atsız’ın en öne çıkan kişilik
özelliklerinden biri “dik duruşu”dur. Necdet SEVİNÇ’in “Cenab-ı Hakk’tan başka kimsenin önünde eğilmemek, Allah’tan başka kimseden
korkmamak, dünya ile ilgili arzu ve ihtiyaçlara tenezzül etmemek” diye
nitelediği bu duruş çok yerde onu türlü sıkıntılara sokmuştur. Bu sıkıntılardan
biri de yaşadığı dönemde yalnız bırakılmasıdır. Hiçbir çıkar, parti, politikacı
için hiçbir doğruyu törpülemeyen bu yaşam algısının yol açtığı yalnızlık duygusu,
şairin birçok dizesinde sezilebilir. Hatta zaman zaman bu duygu, bazı dizelerde
birinci perdeden yazılmıştır: “Dün
benimle birlikte gülen tanıdıkların / Yalnız bir hatırası kaldı artık yanımda.”
“Belki bir kişi bile gelmeyecek bize.” Kuşkusuz bu dizelerde yufka
yüreklilerle aşılmayacağını söylediği çetin yolda, şair birtakım hırslarının
kucağına düşerek kendisini dosdoğru yürüdüğü yolda yalnız bırakanlar için hatrı
sayılır bir kaygı taşımaktadır.
Birer örnekten
hareketle görülen o ki, Atsız’ın şiir evreninin içeriğini belirleyen başat etmenler
onun Türkçü düşünce evreni, tarihçi duyarlılığı, kişilik özellikleri diye
sıralanabilir.
Nihal Atsız’ın
şiir evrenine biçimsel yönden bakılacak olduğunda ilkin kullandığı dili
vurgulamak gerekir. Onun şiirleri, düz yazılarından farklı olmayacak biçimde
Türkçe’nin dönemine göre en yalın, katıksız ve sallantısız örneklerini teşkil
eder. Gerçi yazar bir yazısında “Arınmış Türkçeciyiz” der, ancak kaleme aldığı yazılarında
döneminin “arı”cılarının türettiği sözcükler dikkat çekecek kadar değildir.
Şairin dilde
olduğu gibi biçemde de “yalın olduğu” hatta biraz daha ileri giderek “yer yer
tatsızlığa kaçtığı” söylenebilir. Onun için “çok fazla söz sanatına başvuramamış”
denebileceği gibi meramını doğrudan iletme kaygısının bir gereği olarak “söz
sanatlarından kaçınmış” da denebilir.
Nihal ATSIZ, düşünsel
olarak büyük ölçüde Ziya Gökalp çizgisinde olduğundan olacak, Gökalp’in “Aruz
sizin olsun/hece bizimdir” dizesine uyarak şiirlerinin çok büyük bir
çoğunluğunda Türklerin ulusal ölçüsü olan heceyi, onun çeşitli kalıplarını
kullanmıştır. Şair heceyle birlikte sık sık halk yazınına öykünecek derecede
dörtlükler kullanmakla kalmamış, yer yer beşliklere, altılıklara da başvurmuştur.
Uyak örgüsü sorununda da şairi epey serbest görmek mümkündür. Necmettin
Sefercioğlu biçim ve içerik meselesinde onun için şöyle der: “Onun halk şiirimizden esinlenerek ‘koşma’
ve ‘varsağı’ türünde yazdığı lirik aşk şiirleri az değildir. Bunlarda rastlanan
bazı ‘çapkınca’ sayılabilecek deyişler okuyanları hem şaşırtır, hem de
gülümsetir. Fakat onlarda asla bayağılık yoktur; duygular mısralara büyük bir
coşku ve samimiyetle yansır. O, hayatının son dönemlerinde ‘ölüm’ temasına
ağırlık veren, tasavvufi sayılabilecek şiirler de yazmıştır.”
“Netice itibarıyla Nihal ATSIZ sanatını
ideolojisinin emrine vermiş, bu haliyle estetiği çoğunlukla ideolojiye kurban
etmiş ve bu haliyle şiirde pek de yükselememiş bir anlayışı temsil eder. Dünya
görüşünün halkçı cephesi ve özünün sade şahsiyeti gereği dil ve üslupta
sadelikten, didaktik ve lirik dokudan, biçimde halk şiirini andıran yapılardan
yararlanmış ortalama bir şairdir” biçiminde bir kanıya kapılmak olasılığı
yüksektir. Ancak Nihal ATSIZ, şiirleri yeterli çözümlemeye tabi tutulmamış biri
olduğundan onun için böyle bir çıkarım tümcesini kabul etmek acelecilik olur. O
halde Çağdaş Türk şiirinde Atsız üzerinde düşünenlerin “Yolların Sonu” adlı
şiir kitabının baştan aşağıya ciddi çözümleme yapmalarının zorunluluğu vardır.
Ancak böyle olunca yukarıda bir örneği verilen denenceler değerlendirilebilir.
Bu yazı
dizisinin amacı, Yolların Sonu’nu değerlendirme gereksinimine vurgu yaparak,
istendik yoğunlukta ilerlemeyen değerlendirme sürercine katkıda bulunmaktır. Bu
sürecin vazgeçilmezi “aykırılık” olsa gerekir. Bu durumda, bundan böyle
Atsız’ın şiirlerini türlü yönlerden tartışarak hakkındaki var olan denenceleri
işlemek gerekir.
Kaynakça
- Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı, 3.Cilt, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İst. 1990, s. 624.
- Necmettin Sefercioğlu, Orkun, Mayıs 2000, Sayı: 27.
- Necdet Sevinç, Türkçülerin Kaleminden Atsız, Haz: Refet Körüklü, Cengiz Yavan, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul, 2000.
- Nihal ATSIZ, Yolların Sonu, İrfan Yay., İstanbul, 1997.
- Nihal ATSIZ, Makaleler 3, İrfan Yay., İstanbul, 1997.
Sayı:2 Mayıs 2013
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder