10 Aralık 2014

Ülkü ve Çaba Bu İnsanı Özetlemeye Yeter; Ziya Gökalp- Mürsel Ferhat Sağlam

Pek yazık ki toplum olarak –toplum derken Anadolu ve Rumeli içerisinde yaşayanların tamamını kastediyorum- yeniliğe önyargılıyız. İlginç olansa şu; hem yeniye karşı amansızca bir savunma yapıyor hem de bir defa yaşamımıza giren yeniye sanki kırk yıl gelmesini bekliyormuşçasına sımsıkı sarılıyoruz.
18. yy’da başlayan bir politika olan yenileşme hareketi, Padişah 3. Selim’in yaptığı uygulamalar ile ekinimizi sarmıştır. Doğrusu Osmanlı Devleti önce duraklama ardından gerileme sürecine girdiği 17. yüzyıl sonları ile 18. yüzyılın başlarında sudan çıkmış balığa dönmüştü. Hangi uygulamaları kimden satın almalıydık, yapacağımız hangi yenilik bizi sıçratırdı bilinmediğinden ve bu konuda çalışacak yansız bir bilim meclisi Osmanlı Devlet sistemi içerisinde bulunmadığından tek başına karar alıp uygulayan taraf yine padişah olmuştur.
3. Selim tarafsız konuşmak gerekirse gerçekten açık görüşlü ve ileri düşünceli bir insandı. Padişahlığı, onun aklındakileri gerçekleştirmesi için sadece bir yetkiydi. Doğrusu yapısı ve alçakgönüllülüğü onu insanlardan bir insan yapmaya yetmiştir. Bununla birlikte iyi bir gözlemci olduğunu söyleyebiliriz. Yeniçerinin yetersizliğini görmesi ve buna alternatif olarak kurduğu Nizam-ı Cedit Ocağı’yla Yeniçeri’yi saf dışı bırakması onun iyi bir gözlemci olduğu kadar cesur bir önder olduğunu da göstermektedir. O dönemde iş öyle bir boyuta gelmişti ki “Ocak (Yeniçeri) Devlet için var” siyaseti unutulmuş “Devlet Ocak (Yeniçeri) için var” politikası benimsenmiştir. Kışkırtmaya ve yolsuzluğa açık bir duruma neden olan bu sorun iyiden iyiye devletin sabrını taşırmıştı. Sonunda yapılan düzenlemeler ile yeniçeri ocağı tamamıyla ortadan kaldırılmıştır. Yeni ocağın adı aynı zamanda o dönemde yapılan düzenlemelerin genel adı olmuştur. Yoksa yalnızca askeri bir devrimle sınırlı kalmamıştır bu yenilikler… Örneğin ocağın masraflarını karşılamak üzere İrad-ı Cedit adında bir hazine oluşturulmuştur. Fransa’dan getirilen eğitmenler (subaylar) Selimiye Kışlasında eğitim vermiştir. Bu dönemde ilginç yeniliklerden biri de Osmanlı’nın daha önce gerek duymadığı şey yaşama geçirilmiştir. Büyükelçiliklerin açılması dış siyaset konusunda görkemli ve kalıcı bir yenilik olmuştur. Yabancı dile ve ekin hareketlerine de önem verilmesine karşın yapılan düzenlemeler bazılarınca iyi karşılanmamış ve padişah tahttan indirilmiştir.
Şimdi buraya kadar okuyanlar başlıkla yazının gidişatı arasında ters bir orantı olduğunu düşünecektir. Ancak tarihçiliğin ana esası, toplumsal konuları derinlemesine irdelemek ve bir olay veya durumun bugünüyle değerlendirilmesinden çok o olay ya da durumun olgunlaşmasına neden olan süreci en az 100 yıl öncesinden başlayarak değerlendirmeye almaktır. Yakın siyaset için bu süre 50 ile sınırlandırılabilir. Ancak Cumhuriyet öncesini yazmak veya konuşmak için olayları 100 yıllık zaman zarfında incelemek gerekmektedir. 3. Selim ve yaptığı düzenlemeler, Türkiye Cumhuriyeti’nin devletleşme aşamasında yapılan yeniliklere örnek olmuştur. Eğer 3. Selim kelle koltukta o adımı atmasaydı belki Cumhuriyet devrimlerini yapan ve yaşayan halk, o denli ağırbaşlı ve uysal olamazdı. 3. Selim düzenlemelerinin ardından diğer bazı padişahlar da çeşitli yenilikler yapmış ama yine de devletin yıkılışını önleyememişlerdir. Yeni devletin Atatürk ve silah arkadaşları tarafından yaşama geçirilmesi ise Osmanlı okullarında ve yenilikçi padişahların kurduğu okullardaki eğitim dizgesiyle yetişen düşünce adamlarının kararlılığı ve desteğiyle mümkün olmuştur. Ziya Gökalp, “bu tespihte imame” diyebileceğimiz düzeyde öncü bir düşünce insanı, ozan ve toplumbilimcidir. Onu özel kılan birçok yönü var.
Bu yazının basit ve sıkıcı bir özgeçmiş yazısı olmasını istemiyorum. O nedenle, Ziya Gökalp’in nerede, ne zaman doğduğunu nasıl büyüdüğünü uzun uzun anlatmayacağım. Kısaca belirtmek gerekirse Ziya Gökalp, 1876 yılında Diyarbakır’da doğdu. Öğrenimine de Diyarbakır’da başlamıştır. Önce Askeri Rüştiye ardından Askeri İdadi’yi bitirerek ileride sağlam işler yapacağının sinyallerini vermiştir. Ancak her dönemde olduğu gibi kitaplar o dönemde de kimi çevrelerce zararlı bulunmuş ve Ziya Gökalp, Fransızca kitaplar okuduğu gerekçesiyle nezarete atılmıştır. Çok uzun sürmeyen hükümlülüğün sonrasında devleti temsil eden kişilerle sanki savaşıma girişmiştir. Örneğin Diyarbakır Valisi Halit Bey’in yaptığı yolsuzluklara karşı, arkadaşlarıyla birlikte cephe almıştır. Ne yazık ki devletin gücü bu ülkücü gençleri bastırmış ve Ziya Gökalp yeniden yasak yayın okuma gerekçesiyle hapse atılmıştır. İstanbul’a gidişi, okuldan uzaklaştırılması sonra yeniden Diyarbakır’a sevki derken Ziya Gökalp iç dünyasında büyük çalkantılar yaşamıştır. Kendisine yapılan müthiş haksızlığa karşı yüreğinde biriken bilim arzusu asla bulanmamıştır. Ziya Gökalp’i, Ziya Gökalp yapan düşünceleriyle birlikte Diyarbakır’da siyaset, felsefe (sosyoloji de diyebiliriz) ve tarih üzerine çeşitli çalışmalar yapmıştır. Tam da bu dönemde bir “dejavu” yaşanacak ve Ziya Gökalp yeniden devleti temsil eden birine karşı cephe alacaktır. Bu kez şanslıdır, doğrusu halkı da yanına alabilmiştir. Aslında halk Ziya Gökalp’in yürekliliğinden kuvvet bularak yapılan zulüm ve soygunlara kazan kaldırmıştır. Güvenlik ve huzuru sağlamak için bölgede bulunan Hamidiye alayları öngörüsüz ve kötü niyetli yöneticiler yüzünden halkın tepkisini çekmiştir. Alayın başında bulunan İbrahim Paşa ve adamları bölgede asla onay görmeyen vurgunlar yapınca Ziya Gökalp dizginleri kaptığı gibi olaya müdahale etmiştir. Ardından halk bir ayaklanma başlatarak alayın bölgeden uzaklaştırılması veya İbrahim Paşa’nın görevden azledilerek cezalandırılmasını istiyordu. Saraya seslerini duyurmak için tek bir seçenek vardı. Telgraf… Ziya Gökalp ve beraberindeki halk Diyarbakır telgrafhanesini basarak ele geçirmiştir. Saraya onlarca, yüzlerce telgraf çekilerek bölgedeki sorunlar anlatılmıştır. Saray bu sorunu dikkate alarak İstanbul’dan bir soruşturma kurulu göndermiştir. Bu kurul Hamidiye alayının sinmesini ve sessizleşmesini sağlayarak bölgede kısa süreli bir asayiş sağlamıştır. Ancak kurulun bölgeye sırt çevirmesiyle birlikte yeniden bir ayaklanma olmuş ve telgrafhane tekrar işgal edilmiştir. Bu defa devreye diğer devletler de girmiş. Tabii Osmanlı’nın yahut halkın gönencini düşündüklerinden değil… Diyarbakır telgrafhanesi o dönemde Asya ile Avrupa’yı haberleşme açısından birbirine bağlayan bir noktaydı. Buradaki aksaklık iletişimin kopmasına ve işlerin yolunda gitmemesine sebep oluyordu. Saray, baskılara dayanamayarak İbrahim Paşa ve ekibini bölgeden uzaklaştırmak zorunda kalmıştır. Gökalp, ilk yapıtı olan “Şaki İbrahim Destanı”nı bu olayın ardından yazmıştır.
Telgrafhane baskınına özellikle yer vermemin nedeni, Ziya Gökalp’in düşünce bazında halka önderlik edebilmesini ve bir kitleyi, düşünceleriyle yönlendirebilmesini kanıtlamak içindi.
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nde çeşitli görevler alarak bu gizli kurumun ülkeye yarar sağlamasında önemli adımlar atmıştır. Diyarbakır, Van, Bitlis bölgesinin denetiminden sorumlu olduğu sırada çeşitli gazetelerde yazıları yayımlanmıştır. Oradan İstanbul’a sonra Selanik’e ve sonra yine İstanbul’a gelerek vatan uğruna ömrünü harcamıştır. Dilde yalınlaşmayı ana temel olarak benimsediği için yazdığı şiirler ve köşe yazıları bu konuda saptamalarla doludur. Şiirlerinde dili öyle ustalıkla biçimlendirmiştir ki çok çabuk bir biçimde dikkat çekmiştir. Ama en çok Türkçülük üzerine yaptığı saptamalar gündem olmuştur. Darülfünun’da okuttuğu derslerde Türkçülük ve dilde yalınlaşma konularına oldukça yer vermiştir.
Osmanlı’nın nasıl parçalanmayacağını hangi düşünce biçimiyle egemenliğini sürdüreceğini yazdığı makalelerde belirtmiştir. Devletin kurtuluşunu Türkçülüğe bağlayan Ziya Gökalp, daha evvel denenen Osmanlıcılık ve İslamcılık düşüncelerinin başarısızlığını da iyi çözümlemiştir. Enver Paşa’nın Turan anlayışına hayalci yaftası vuran bugünkü anlayış, biliyorum ki Ziya Gökalp’in Türkçülük düşüncesini de yetersiz veya gereksiz görebilir. Ancak belirtmek isterim ki Türkçülük akımı kimi çevrelerce adı itibariyle dahi telaşa neden olmaktadır. Bırakın uygulanmasını bunun yazılıp çizilmesi bile şu an yaşadığımız dönemde tehlikeli sayılmaktadır. Gökalp’in Türkçülük anlayışı damdan düşer gibi veya salt soyculuğu temel alan bir algı değildir. Gökalp’in “medeniyet-hars” ayrımı olarak bilinen görüşü bunu çok iyi açıklamaktadır. Hars; ekin anlamına gelmektedir. Gökalp’e göre önce uygarlık, ardından (ulusal) ekin gelir. Ekini oluşturan şey, uygarlığın birikimidir şeklinde bir düşünceye sahip olan Gökalp, Türkçülüğün esasını sekiz bölümde inceler. Bunlar; dilde, estetikte, ahlakta, dinde, siyasette ve felsefede (sosyoloji) Türkçülüktür.
Sonuç olarak Ziya Gökalp, 3. Selim döneminde başlayan yenilik hareketinin özünü benimsemiş, farklı olma dürtüsünü hep içinde taşımış bir düşünce ve siyaset insanıdır. Ozanlığı hep geri planda kalsa da düşüncelerini yaymak ve inandığı konulara dikkat çekmek üzere şiiri kullanmasını unutmamalıyız. Siyasi yaşamındaki çalkantılara karşın o, özel yaşamında içe dönük, sakin ve kendi halinde biridir. Onun tipik özelliklerinden biri de ümitli olmasıdır. En acıklı durumlarda bile umudunu asla kaybetmiyor ve çalışmalarını aksatmıyordu. Son olarak özetlemek istersek o tüm yönleriyle iyi bir entelektüel, Osmanlı’nın yenilikçi padişahlarından devraldığı kadarıyla inançlı bir “ıslahatçı”, kalemini yurt yararına kullanmak üzere mürekkeplendiren asil bir ozan, gençlere ayrı bir önem vermesiyle bilinen babacan bir hoca, korkusuzca düşüncesini dile getirebildiği için vekilliğinin önündeki millet sıfatını hak eden çaplı bir siyasetçi ve öz yaşamında sessizliğiyle bilinen insanlardan bir insandır.
Ziya Gökalp, Atatürk’ü etkileyen ender düşünce insanlarından biri olmasıyla, Türk düşünce ve siyaset tarihine adını parlak harflerle yazdırmıştır.

Yapıtları

* Malta Mektupları
* Kızıl Elma (1914)
* Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak (1929)
* Yeni Hayat (1930)
* Altın Işık (1927)
* Türk Töresi (1923)
* Doğru Yol (1923)
* Türkçülüğün Esasları (1923)
* Türk Medeniyet Tarihi (1926, ölümünden sonra)
* Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler

Sayı:3-4 Haziran Temmuz (2013)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder