10 Aralık 2014

Tugana Destanı(Şiir)- Hasan ERİMEZ

Yağız yer toprak iken,
Gökkube göğen balkır iken,
Gökte Tanrı gazapla doldu
Tekmil acun suda boğuldu
Kara toprak göğene döndü
Göğen kubbe kapkara oldu
Sade bir gemi kaldı;
Birkaç insan, her türden hayvan.
Dediler: “Şu Tanrı’nın gazabı da ne yaman!”
Gazap nihayete erdi, yerde sular kurudu
Vardı gemi bir dağın doruğuna oturdu
Gemiden bir uludur ak sakallı indi
Üç oğluna “Toplanın etrafıma” dedi
Üç oğluna üç öğüt verip veriştirdi
Acunu üçe böldü üçüne üleştirdi
Odur ki bir oğul; Yafes doğuya gitti
Neslinin tohumundan yedi oğulu bitti
Oğullarının büyüğü; adını Magok koydu
Magok ile Türk soyu böylece başlıyordu...

Fidanın ağaçlandığı, ağacın yeşillendiği
Urumdaylı, kulanlı uçsuz bozkır eşiği
Burasıdır... Altay’ın Tanrı Dağ’ın gölgeliği
Birgün Magok sadağından yayına bir ok gerdi
Magok oka bir baktı, ok çok değişik idi
“Ulu Tanrı” dedi, “Bu da nedir böyle?”
Sesine bir ses geldi: “Sözümü iyi belle!”
Magok açtı gözünü gökleri tarıyordu
Çünkü cevap veren ses göklerden geliyordu
“Magok” dedi, “O okun adı tuganadır”
“Kutluladım ben onu, sana ve soyunadır.”
Dedi Magok: “Bu ok ne işe yarayacak?”
“Fırlat!” dedi Tanrı,
“Senden bütün soyuna ulaşacak”
Magok çekti yayını verdi oku kirişe
Rast gele göklerde, ta ki soyuna erişe
Ok fırlayanda yaydan ne de yaman gitmişti
Magok’un görevi de işte böyle bitmişti...

Ok öyle bir uçtu
Çağları aşıp geçti
Var varası Türk soydan
Oğuz Ata’yı seçti.
Oğuz da Oğuz’du ki; Eyvah kurt bakışından!
Kağan olmuş, taht almış, kut dileyip Tanrı’dan.
Diyor: “İşte sizlere oldum ben Kağan”
“Güneş tuğumuz olsun, gök bize kurıkan!”
Acunun dört yanına nice ordular saldı
Yenilmez orduların elinden yurtlar aldı
Oğuz’un, Türk’ün gücü acundan taşıyordu
İzbe elde “Türk” desen kuşlar bile kaçıyordu
Ne erkliydi ki Oğuz herkese baş eğdirdi
Gücünün nişanesi bir piramit diktirdi
Piramit ki göklere uzar bir temren gibi
Üç yüz at boyu yüksekten yere ulaşır dibi.
Ve geldi gün çattı
Oğuz öz döşeğine yattı
Kurt gözleri göğe baktı
Gökte bir çakın attı
Çakınların içinden bir bozkurt çıka geldi
Diz kırıp bağır bastı, “Oğuz, son gecen...” dedi
“Bilirim” dedi Oğuz “Bu son gecem olacak”
“Gök’tür beni gönderen, yine gökler alacak...”
Oğuz’un bedenini korkunç bir ağrı yaktı
Göğsünün ortasından bir ok dışarı çıktı
“Oğuz” dedi o bozkurt “Bu bir tuganadır”
“Bütün gücün kudretin bu okun kutundandır”
Göğe giderken bu oku gökyüzüne fırlatacak
Ki soyundan birine gelecek, gücünü koruyacak
Fırlattı oku Oğuz gece karanlığında
Son kez acuna bakarken Tanrı Dağ doruğunda...

Ok bir uçtu bir uçtu
Kaç bin ömür geçti
Çağları dolaştı, nice günleri aştı
Vardı bir alp yağızın tam göğsünde durdu
Ok bilirdi işini, geldi Mete’yi vurdu
Mete’nin o vakitler bir analığı vardı ki
Han Teoman’a al edip Mete’yi esir verdi ki...
Mete asla yılmadı esirlikte de bir an
Zaten kaçtı kurtuldu imkan bulduğu zaman.
Han Teoman pişmandı, Mete geldi sevindi
Mete’nin buyruğuna sağlam ordular verdi
Ama Mete kaygındı, bu ordular yetmezdi
Hem azdı, yetersizdi, bir de düzen eksikti.
Mete dizdi orduyu, on on, yüz yüz saydı
“İtaat edin!” dedi, eşlerini oklattı
Öyle ki oklayanlar çelik gibi er oldu
İtaat etmeyenler oklandı toprak oldu
Mete ancak böyle ki büyük bir ordu kurdu
Öncelikle baş edenin gitti başını vurdu
Heyhat ki yağı kesilene, kaçacak yeri mi var?
Sarmış dört bir yanını çelik gibi ordular
Mete, Türk’e diş bileyen tek yağı bırakmadı
Öyle yürüdü ki şanı; Oğuz’u aratmadı.
Her mevsim bir Türk tuğu yağı iline dikildi
Türk’ün adım attığı yerden kim vardıysa çekildi.
Ve Mete böyle iken kudretin doruğunda
Günü gelmiş onun da yatardı otağında
Onun da göğsünden tugana peyda oldu
Gerdi oku yayına döşeğinden doğruldu
“Tanrı Türk’ü korusun,  gökte dursun bu sancak”
“Gökte gezinen bu ok sahibini bulacak”
Dedi ve attı oku kanın sürüp ucuna
Tanrı Dağ’da “Elveda” der iken acuna

Ok bir uçtu bir uçtu
Yine ömürler aştı
Nice çağları geçti
Attila’ya saplandı, Roma’ya kan kusturdu
Bir saplandı Kür Şad’a, koca Çin’i pusturdu
Ve dahi Tomris Han’a Kiros’un başını kestirdi
İstanbul surlarına sancak nasıl dikildi?
Derler “Ulubatlı onca okla sancağı nasıl dikti?”
Tuganaydı o oklar, ona o gücü verdi.
Plevne’de Osman Paşa’nın göğsündeki nişan
Medine’de Mehmetçiği yıldırmayan o iman
Bil ki şanlı tarihinde böyle kahramanlar çoktur
Destanları yazdıran o kutlulanmış oktur
Saplanır hiç durmadan Türk dara düştüğü zaman
Eder en suskununu şanı büyük kahraman!
Kemal Paşa, çok yaşa! Aldın eline oku
Saldın yedi düvele hem şan, hem de korku

İşte böyle öyküsü kutlu ok tugananın
Emaneti Magok’dan bugüne Gök-Tanrı’nın
Saplanır dara düşünce layıkının bağrına
Baş kaldırtır yağının düzenine kahrına
Ki şimdi göklerdedir 38’den beri
Arıyordur layıkınca saplanacağı yeri
Daha nice tasalı günler gelecektir
Diyeceksin “Ulusumun hali ne olacaktır?”
Bulacaksın kendinde baş kaldıracak ilham
Beklemeyeceksin bir önder yahut da bir kahraman
Memleketin her yanı bağından çözülecek
Tugana saplanmayıp göklerde süzülecek
Bulamayacak çünkü layıkınca bir tane
O vakit aç bağrını bir kez de sen dene
Belki sana gelir ok, ilhamını bulursun
Beklediğin kahraman belki de sen olursun
Uçar hala tugana henüz durağı yoktur
Ne ağaçtan, ne daldan, Tanrı kutundan oktur
Tanrı onu bilgiyle, cesaretle donatmış
Ancak bilge ve cesur olana saplanırmış

Eğer tasan var ise yurdundan yana
Eğer ki düşeceksen tugananın ardına
Hem oku hem de yaz, cesaret sal ruhuna
Tugana seni bulur, gün olursun yurduna…

* Tugana; içi oyulmuş, içinde gizli evrak taşınan özel bir oktur.

Sayı:5-6 Yıl:2013

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder